İlginç bir dönemden geçiyorum nedendir nasıldır çözebilmiş değilim. Kimi zaman pimi çekilmiş bir el bombası gibi kendi pimimi çekip ; dünyadan uzaklara inandığım ( belki de inandırıldığım ) ebediyete kucak açmak istiyorum ama pimimi çektikten sonra etrafıma zarar vermeden çünkü son iki ay bana şunu inandırdı ki pimim yerindeyken yani yaşadıkça verdiğim zarar sanırım son 21 yıl içindeki maksimum değerlere ulaştı.Peki çevreye verdiğimi düşündüğüm bu zararın sadece çevreyle mi sınırlı kaldığını düşünmekteyim belki çok acımasız olcak ama keşke öyle olsaydı diyorum ama maalesef öyle değil bana daha çok zarar veriyor. Uyumadan önce birşeyler tüketmeyince uyuyamaz oldum maalesef...Belki de iyi olan onlarca insan sırf benim varlığım yüzümden zarara uğruyor uğrayacak..Hiç kimseyle konuşamamak odama hapsolmak kitaplar internet ve müzikle haşır neşir olup kendini titreşimde zanneden ama asıl titremeyi içimde hissettiren telefonun o lanet sesiyle okula gidip birşeyler hakkında detaylıca rapor vermekten öte monotonluktan kurtaramıyorum hayatımı...Oda da kaldıkça kendimi hapişste hissettikçe hep aynı Nazım Hikmet dizeleri aklıma geliyor :
"Bizi esir ettiler, bizi hapse attılar
Beni duvarların içinde, seni duvarların dışında.
Ufak iş bizimkisi.
Asıl en kötüsü : bilerek, bilmeyerek hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...
İnsanların birçoğu bu hale düşürülmüş;
Namuslu, çalışkan, iyi insanlar ve seni sevdiğim kadar sevilmeye lâyık...."
Zaten gidemedim İstanbul'a da bir türlü önce izin alamadım sonra da olmadı işte 3 gündür bu gece gidiyorum diye niyetleniyorum ama olmuyor kısmette yarın var belki de.İzin alamadığım zaman pek de üzülmemiştim sanırım yinede haftasonu güzel başlamıştı gece geri dönmeyerek plan değiştirip kalp kırmamak için ricalara dayanamayıp kalıyorum olabildiğince demem sanırım yaptığım en büyük hataydı şimdi keşke giseydm yada kalsaydım olduğum yerde hiç gitmeseydm oradaki iyi, hatta mükemmel denilebilecek insanlara karşı da kütahyada durduğum gibi somurtkan durdum çabaladım ama beceremedim bir şekilde gülümsemeyi umarım yanlış anlamamışlardır.O haftasonunda en güzel şey tabii ki o güzel insanların güzel sohbetleri güzlerindeki gülümsemelerdi ama onlardan sonra mükemmel olan bir şey daha vardı hatta bir değil iki şey onlarda patlıcan dolma ve içli köfte aaa baklavayı unutuyordum az kalsın içindeki malzemelere anne şefkati eklenince zehrin tadı bile güzel geliyor sanırım ama özellikle patlıcan dolma denilince şaşırmıştım yenir mi o tepkisini kendi kendime verip dışa belli etmemiştim fakat aman yarabbim o ne leziz o ne mükemmel o ne doğaüstü birşeydir. O dakikalar o kadar keyifliydi ki anlatılmaz yaşanır denir ya o cinsten ertesi günün benim açımdan çöküntü olacağını nereden bilebilirdim o saniyelerde insanların güvenini kaybetmeyi bir yana bırakın sadece güvenini sarsmak yada öyle düşünmek bile iğrenç farkındayım ki bir daha geri de gelmeyek ki en iyisi pek hatta hiç göze gözükmemek ki akıllarında belkide yepyeni soru işaretlerine neden olmayayım. Çok kötü bir durumdu benim için kendimi genelde iyi ifade ederken en gerekli olduğu anlarda doğru kelimeleri bir türlü yanyana getirememek iğrenç bir hal.
Karmakarışık bir zamanda karmakarışık bir dönemde umarım devamı daha net daha açık olur ki şu hayatın bende yaşamanın önemini farkedeyim yoksa olmayacak böyle demiyor değilim kimi zaman.İnancımı kaybetmedim ama süekli de koruyorum bu inancı her şey zamanla daha iyiye gidecek gitmeyecekse bile her şey duysun beni gitmek zorunda olduğunun farkında olsun.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder